Rhône nehrini geçip Provence’ın sınırlarından biraz dışarı çıktığınızda, kendinizi bir anda İtalya’da sanabilirsiniz. Üstelik bizim gibi “Roman Days” etkinliğine denk gelirseniz, kendinizi eski Roma’da sanmanız olası. Bir anda etrafınızda gladyatör gibi giyinmiş yerliler, Roma kralı gibi giyinmiş bir barista ya da Roma dönemi geleneklerinin sergilendiği alanlara denk gelip ufak bir şaşkınlık yaşamanız mümkün. Küçücük çocuklarıyla bu günü kutluyorlar; şimdiden alıştırmak istiyorlar sanırım. Aslında bu şekilde tarihin korunmasına da katkıda bulunuyorlar. Bu günün resmi adı “Journées Romaines” olarak geçiyor.
Nîmes, Roma anıtlarının sadece birer “kalıntı” değil, şehrin yaşayan, nefes alan birer parçası olduğu nadir yerlerden. Burası hem bir antik çağ müzesi hem de modern mimarinin oyun alanı. Biz Nîmes’e Arles’dan geçtik ve yarım günümüzü burada değerlendirdik. Daha uzun vakit geçer miydi? Evet, kesinlikle. Kafeleri, alışveriş mağazaları ve bizim gibi bir güne denk gelirseniz o hareketliliğiyle oldukça keyifli diyebilirim.
Arles’dan Nimes’e Ulaşım
Arles’dan Nîmes’e yaklaşık yarım saatlik tren yolculuğuyla ulaşabiliyorsunuz. Tren istasyonu merkezi bir noktada sayılır; 10 dakikalık yürüyüşle arenanın bulunduğu meydana ulaşmak mümkün. Biz çok fazla seçenek olmadığından ve vaktimiz kısıtlı olduğundan, gidiş-dönüş biletlerimizi önceden aldık.
Kot Pantolonun Gizli Vatanı
Bir seyahat blogunda moda tarihine girmeyi beklemiyordunuz belki ama benim de okuyunca şaşırdığım bilgilerden biri olduğundan paylaşmadan edemedim: Gardırobunuzun vazgeçilmezi olan “denim” aslında “de Nîmes” (Nîmes’den gelen) demek! 18. yüzyılda Nîmesli dokumacılar, yelkenler ve ağır iş giysileri için “serge de Nîmes” adında dayanıklı bir kumaş üretiyorlarmış. İsmi hızlıca söyleyin, elinizde “denim” kalıyor.
Peki “jeans” ismi nereden geliyor? Bu kumaş Cenevizli (Genoa) denizciler arasında çok popülermiş. Fransızca “Gênes” (Ceneviz) kelimesi zamanla “jeans”e dönüşmüş. Kristof Kolomb’un gemilerinin yelkenlerinin bile bu kumaştan olduğu söyleniyor. Nîmes’de kot pantolona dair ayrıca mağazalar gördün mü derseniz; mağazalarını çok gezme fırsatım olmadığından dikkatimi çekmedi, özellikle de aramadım.
Timsah ve Palmiye: Mısır’ın Fethi Nîmes Sokaklarında
Şehri gezerken kaldırımlarda bronzdan yapılmış, palmiye ağacına zincirlenmiş bir timsah amblemi göreceksiniz. Hikayesi oldukça epik:
M.Ö. 31’de Augustus, Antonius ve Kleopatra’yı yenip Mısır’ı fethettiğinde, zafer kazanan lejyonerlerini Nîmes’e yerleştirmiş. Bu amblem de “Mısır’ın fethini” simgeliyor. Bugün bile şehrin her köşesinde bu timsahla karşılaşmak mümkün.
Maison Carrée: Geçmişin Aynası, Geleceğin Komşusu
M.Ö. 1. yüzyılda inşa edilen bu tapınak, dünyadaki en iyi korunmuş Roma yapılarından biri. Ama asıl ilginç olan, bu binanın yüzyıllarca her kılığa girmiş olması: Belediye binası, ahır, manastır, kilise ve şimdi de müze…

Tam karşısında ise Norman Foster imzalı cam ve çelikten bir modern sanat müzesi olan Carré d’Art yükseliyor. Antik sütunların modern camlardaki yansıması, Nîmes’in o iki yüzlü (hem kadim hem de çok modern) ruhunun en güzel özeti. Biz ikisinin de içine girmedik.
Nimes Arenası

Nîmes Arenası, Arles’dakinden daha iyi korunmuş durumda. 20 bin kişilik kapasitesiyle hala konserlere ve boğa güreşlerine ev sahipliği yapıyor. Kışın arenanın üzerine çekilen o meşhur “mercimek şeklindeki” (lentil-shaped) portatif çatıyı ise hava sıcak olduğundan göremedik; bu çatı, modern mühendisliğin antik yapıya nasıl saygı duyduğunun bir kanıtı olarak görülüyor.
Roma Günü kapsamındaki gösteriler de daha çok arenanın çevresinde gerçekleşiyordu. Gladyatör kıyafetli yürüyüşler özellikle bu bölgede daha yoğundu..
Su Ruhu: Les Jardins de la Fontaine

Nîmes, adını Keltlerin su ruhu Nemausus’tan alıyor. Şehrin kuruluş sebebi olan o bereketli su kaynağının etrafına kurulu bu bahçeler, sadece Nîmes’in değil, Fransa’nın en güzel parklarından biri. Bahçenin içindeki gizemli Diana Tapınağı’nın kalıntıları arasında dolaşırken, şehre 50 km uzaktan su taşıyan devasa Pont du Gard su kemerini (denim kumaşını yıkayan o suları) hayal etmeden geçmeyin. Fotoğraflık parklardan, sadece yukarı çıkarken biraz yorucu olabiliyor.
Van Gogh’un izin Arles yazım için buraya tıklayınız.
Avignon yazımı okumak içinse böyle buyrun.
Provence’in diğer küçük ve güzel kasabaları içinse bu yazıma göz atabilirsiniz.