Bordeaux Çevresinde Gezilecek Yerler: Saint-Émilion ve Margaux Şarap Rotası

Bordeaux seyahatimizin en heyecan verici kısımlarından biri de şüphesiz şehrin dünyaca ünlü şarap bölgelerini keşfetmekti. Bu gezide iki farklı konsept denedik: Margaux bölgesindeki prestijli şatoları organize bir turla gezerken, masalsı Orta Çağ kasabası Saint-Émilion’a kendi imkanlarımızla trenle geçtik.

İşte iki farklı karakterdeki bu efsanevi şarap rotasından izlenimlerim, tadım notlarım ve pratik ipuçlarım!

Margaux Şatoları ve Yarım Günlük Bağ Turu

Margaux bölgesini gezmek için GetYourGuide üzerinden yarım günlük bir tur tercih ettik. Tur yeri çok merkeziydi, bulmakta hiç güçlük çekmedik. Tur grubumuz 2 İngiliz aile, bir Brezilyalı kadın ve bizden oluşuyordu; keyifli ve butik bir gruptuk.

Daha ilk şatoya varır varmaz rehberimiz bize bölgenin şarap hiyerarşisini, Cru Bourgeois ve meşhur 1855 Sınıflandırması (1855 Classification) arasındaki ayrımları anlatmaya başladı. Şatoları gezerken bu teorik bilgileri yerinde görmek çok daha anlamlı hale geldi.

Bordeaux Şaraplarında “Cru Bourgeois” ve “1855 Sınıflandırması” Nedir?

Tur rehberimizin ilk şatoya giderken bize anlattığı bu ayrım, Bordeaux şaraplarını ve etiketlerini anlamak için harika bir temel oluşturdu:

  • 1855 Sınıflandırması (Grand Cru Classé): İmparator III. Napolyon’un emriyle 1855 Paris Dünya Fuarı için oluşturulmuş, tarihin en prestijli şarap sınıflandırması. Médoc bölgesindeki en köklü ve pahalı şatolar (Château Margaux gibi) bu listededir ve bu liste neredeyse 170 yıldır hiç değişmemiştir. Yani burası “şarap dünyasının aristokratlar kulübü” diyebiliriz.
  • Cru Bourgeois: 1855 listesine girememiş ancak inanılmaz kaliteli, yüksek standartlarda şarap üreten şatolara verilen bir unvan. En büyük farkı dinamik olması: Şatolar her yıl kalitelerini kanıtlamak zorundadır ve tadımlara göre bu unvanı alırlar. (Cru Bourgeois, Cru Bourgeois Supérieur ve Cru Bourgeois Exceptionnel olarak kendi içinde 3 seviyeye ayrılır).

Peki bu durum gezginler için ne anlama geliyor?
1855 sınıflandırmasındaki şatolarda (Grand Cru) bir şişe şarap ve tadım ücretleri astronomik rakamlara ulaşabilirken; Cru Bourgeois unvanlı şatolarda (örneğin ilk gezdiğimiz Château Paloumey) çok daha erişilebilir fiyatlara harika ve yüksek kaliteli şaraplar tadıp satın alabiliyorsunuz!

Château Paloumey

Bağların ufak bir kısmı

İlk durağımız Château Paloumey oldu. Burada öncelikle şatónun tarihçesinden ve şato sahiplerinin geçmişinden bahsedildi. Ardından şarap yapım alanlarını ve mahzenleri gezdik. Şarabın dinlendirildiği meşe fıçıların sadece Fransa ve Amerika’dan geldiğini ve bu ahşap türlerinin şarabın tadını, aromalarını nasıl doğrudan etkilediğini öğrenmek çok ilgi çekiciydi. Gerçi zamanında Levon Bağış’ın Neoskoladaki dersini dinleyen biri olarak aklında ne kaldı ki derseniz biliyorum çok yakında bu bilgiler de uçup gidecek:)

Tattığımız şaraplar

Burada toplam 4 farklı şarap tattık:

  • Blanc de Paloumey
  • Château Paloumey – Cru Bourgeois Supérieur (Haut-Médoc)
  • Château Bessan-Ségur Margaux
  • Château La Garricq

Biz oradayken tadım odasında başka bir grup olduğu için tadımımızı fıçıların olduğu alanda yaptık. Aslında şatonun dış balkonu da çok güzel görünüyordu.

Harita üzerinde Paloumey şarapları

Ben normalde çok kırmızı tercih etmem, hem midemi zorlayabiliyor hem de ağır gelebiliyor ama burada içtiğimiz kırmızılar beyazdan çok daha iyiydi.

Küçük Bir Not: Dünyaca ünlü Château Margaux’ya da dışarıdan bir göz attık. Rehberimiz buranın içine girip tadım yapabilmek için en az 1 sene önceden rezervasyon yaptırmak gerektiğini belirtti, aklınızda olsun!

Margaux Şatosu

Château Prieuré-Lichine

Şatonun Dış Görünümü

İkinci durağımız olan Château Prieuré-Lichine’e bayıldık. Fotoğraflık bir yerdi, zaten fotoğraf için zaman da verdiler.

Tattığımız şaraplar

Burada da önce genel bir gezi, mahzen ve şaraplar hakkında bilgiden sonra dükkan olan kısımdaki masaya geçtik ve iki kırmızı bir de beyaz şarap tattık (Confidences de Prieuré-Lichine, Château Prieuré-Lichine ve Le Blanc de Château Prieuré-Lichine). Özellikle beyaz şarabı enfesti; fresh bir şaraptı.

Dükkan

Ayrıca burası hediyelik eşya alışverişi için de bir seçenek; mutfak önlüklerinden çantalara kadar şarap temalı çok hoş seçenekler vardı.

Masalsı Bir Orta Çağ Kasabası: Saint-Émilion

Saint-Émilion gezimiz biraz macera ile başladı 🙂 Kasabaya giden tren biletleri öğleden sonraları oldukça seyrekleşiyor. Normalde 13:30 trenine binecekken, yakınlarda taksi bulamadığımızdan trene yetişemeyeceğimizi anladık ve gezimiz 16:00 trenine kaldı.

Gardan biletlerimizi makineden rahatça aldık ama treni bulma kısmında emin olamadık; çünkü evet 16.00’da tek tren var ama o tren Google’ın gösterdiği iki seçenekten biri değil ve trenin geçtiği duraklar malaesef ne perondaki ne salondaki ekranlarda yazıyordu. Bilet üzerinde zaten sadece St Emilion yazıyor. Trene binip içindeki genç bir yolcuya sorduk, sağolsun hızlıca baktı. (Not : Gemini’a göre o tren doğru olan tren değildi, yani siz bu tarz konularda çok da güvenmeyin.)

Gardan inince kasaba merkezine ve kiliseye ulaşmak için yaklaşık 27 dakikalık bir yürüme mesafesi var. Yürüyenler de vardı ama biz Über tercih ettik. Tren Garı’ndan iner inmez zaten bağ manzaraları sizi karşılıyor, Über ile gitmek de bize tatlı bir panoramik gezi sunmuş oldu.

Saint-Émilion Sokakları ve Kiliseler

Saint-Émilion Collegial Catholic Church at Saint-Émilion ve Cloître de l’église collégiale (St Emilion Kilisesi ve Manastırı): Biz kilisenin oradan başladık, kilise içi çok etkileyici olmasa da manastırın avlu kısmı oldukça keyifliydi; avlulardaki tarihi freskler gerçekten büyüleyici. Manastırdan çıktığınızda hemen önünüzde kafe ve restoranlar sıralanıyor (biz gittiğimizde bazı yerler kapalıydı).

Manastır Avlusu

Monolitik Kilise: Yeraltı kilisesi olarak geçen Monolitik Kilise’ye ise sadece rehberli turlarla giriliyormuş, bireysel gezilmiyor. Bu kilisesnin bulunduğu meydan fotoğraflık yerlerden.

Panoramik Manzara Noktası: Manastırdan çıktıktan sonra o meşhur Saint-Émilion manzara fotoğrafını çekmek için mükemmel bir yer var, oraya kaçırmayın. Tam fotoğraflık bir atmosfer sunuyor.

St Emilion Panoramik Manzara

Sokaklar ve Mimarisi: Kasaba oldukça yokuşlu ve tarihi taş yollara sahip. Yürüme zorluğu olanlar için biraz zorlayıcı olabilir ama her köşesi ayrı bir görsel şölen.

St Emilion Sokakları

La Cour des Arts: Avlusunda elinde gül tutan canavar heykeliyle fotoğraf çektirmek ve çevredeki butik mağazaları gezmek çok keyifliydi.

La Cour des Arts avlusu

Saint-Émilion’da Şarap ve Mola Durakları

Kasaba tam anlamıyla bir Orta Çağ şehri havasında. Şaraplarıyla ünlü olsa da şarap sevmiyorsanız bile gezilecek harika butikler ve kafeler var.

Le 7

Biz seyahatimizde Le 7’de ve Vignobles & Châteaux Wine Bar’da şaraplarımızı yudumladık. Saint-Émilion şaraplarının fiyatları genel olarak bir tık yüksekti. Le 7 bomantik bir bahçeye sahip, oldukça keyifliydi.

Vignobles & Châteaux Wine Bar

Vignobles & Châteaux Wine Bar ise daha şarap dükkanı havasında ama oturacak yerleri de var. Biz barda oturduk, servis yapanlar da hoş olduğundan keyifliydi:) Ayrıca bizim gittiğimiz saatlerde (ve belki de Bastille Günü’nden bir gün önce olduğundan) çok fazla mekan açık değildi, siz planınızı yaparken mekanların çalışma saatlerini mutlaka kontrol edin.

Saint-Émilion ve Margaux Gezi İpuçları

Tren Saatlerine Dikkat: Saint-Émilion’a trenle gidecekseniz öğleden sonra sefer sayısı azaldığı için gidiş ve dönüş tren saatlerinizi mutlaka önceden kontrol edin.

Ulaşım: Gare de Saint-Émilion’dan merkeze yürümek istemiyorsanız istasyondan Über/taksi çağırmak harika bir panoramik bağ turu fırsatı veriyor. Ayrıca gardan çıkınca tabelada Tuktuk numarası da vardı ama nasıl ulaşırız ne zaman gelir çok vaktimiz olmadığından Uber tercih ettik.

Margaux Şatoları: Şatoları bireysel gezmek rezervasyon açısından zor olabilir ve arabasız çok mümkün gözükmüyordu. GetYourGuide veya yerel turlarla yarım günlük bir tura katılmak hem ulaşımı kolaylaştırıyor hem de şarap hiyerarşisini öğrenmek için harika bir rehberlik sunuyor.

Ayakkabı Seçimi: Saint-Émilion’un yokuşlu ve taşlı sokakları için kesinlikle rahat bir yürüyüş ayakkabısı şart. Margaux’da ise çok bağların içine girmedik ama sonuçta toprak/kum yerlere basabiliyorsunuz; burada da çok yerle bir bir sandalet rahat olmayabilir.

St Emilion Yokuşları

Bordeaux yazım içinse buraya tıklayabilirsiniz.