Fransa’yı son iki senedir daha fazla keşfetmeye başladım, daha doğrusu eski Paris hayal kırıklıklarım sonrası Lyon’a şans verdim ve devamı geldi. Hatta en son Paris’e de yaklaşık 12 yıl sonra tekrar şans verince onu bile sevdim.
Fransa kuzey ve güneyiyle çok farklı atmosferi sunabilen bir ülke. Paris’in burjuva havasından Arles’a geçtiğinizde kendinizi adeta Roma’da hissediyorsunuz. St Emilion’da bir anda Ortaçağ’a ışınlanıyorsunuz. Biarritz’de sahil kasabalarının ortak dolce vita ruhunu yakalıyorsunuz. Ben çok geç şans vermişim bu anlamda ama geç olsun güç olmasın derler. Eminim siz de Fransa’da kendi tarzınıza uygun bir şehrini bulabilirsiniz.
Paris ve Çevresi: Işıkların Sahnesi

- Paris: Anlatmaya kelimelerin yetmediği, her sokağında başka bir hikaye saklayan o büyük klasik. Kimi zaman kendinden nefret ettirir, kimi zaman aşık. Sanata ve romantikliğe doyacağınız adres. Biraz pahalı bir adres yalnız kabul edelim. Not: Fransa’nın geneli böyle değil, korkmayın aşağılara devam edin.
- Versailles (Versay): Kraliyet ihtişamının ve o sonu gelmez bahçelerin labirenti; günübirlik bir ihtişam molası. Versailles’ı sadece saraydan ibaret düşünmemek lazımmış, gidince anladım. Birkaç yer aklımızda kaldı, belki bir dahaki sefere daha uzun uğrarız.
Güneyin Cazibesi: Provence ve Côte d’Azur

- Nice: Akdeniz güneşinin, palmiyelerin ve o rengarenk Cote d’Azur ruhunun başkenti. Tek eksiği tatlış kafeler ama neyseki manzaraları bunu telafi ediyor.
- Èze Village: Kayalara tünemiş, Akdeniz’e yukarıdan bakan o kartpostallık, masalsı orta çağ köyü.
- Marsilya: Limanının o ham enerjisi ve Akdeniz’in gerçek, filtrelenmemiş yüzü. Giderken tedirgindim ama Marsilya’nın neden bu kadar kötü bir üne sahip olduğunu hiç anlayamadım.
- Cassis: Marsilya’nın hemen yanındaki o saklı cennet; devasa fiyort benzeri Calanques koylarıyla doğanın kalbi.
- Avignon: Papalar sarayının gölgesinde, surlarla çevrili tarihi bir zaman yolculuğu. Bir de butikleri yok mu, hem de Paris gibi pahalı olmayan butikleri..

- Arles: Van Gogh’un izini sürebileceğiniz ve eserlerini yaptığı yerleri görebileceğiniz Roma esintili şehir.
- Nimes: Antik Roma’nın izlerini taşıyan, adım başı tarih fışkıran güney şehri.
- Gordes & Roussillon (Luberon Bölgesi) & Les Baux-de-Provence: Provence’ın o taş evli, kartpostallardan fırlamış, insanı huzurdan sarhoş eden köyleri.
- Fontaine-de-Vaucluse: Kayaların altından fışkıran o büyüleyici zümrüt yeşili suyuyla, insanı adeta büyüleyen masalsı bir Provence köyü.
- St. Rémy-de-Provence : Van Gogh’un izlerini süreceğiniz, arnavut sokakları, butikleri ve kafe/restoranlarıyla düşündüğünüzden daha fazla zaman harcamaya değer bir yer.
Bordeaux ve Bağların Kokusu

- Bordeaux: Düzenli mimarisiyle zarif bir batılı; şarabın ve nehir kenarındaki keyifli akşamların şehri.
- St. Émilion: Dünyanın açık ara en büyüleyici şarap kasabalarından biri; Ortaçağ’da hissettiren taş sokaklarında kaybolmak paha biçilemez.
Nehir ve Duvar Sanatı Şehri

- Lyon: İki nehrin (Rhône ve Saône) birleştiği noktada kurulu, tarihi dokusu, duvar sanatları, entelektüel havasıyla Paris’in gölgesinde kalmayı asla hak etmeyen devasa bir cazibe merkezi.
Alplerin Sakin Masalı

- Annecy: Berrak mı berrak gölü ve kanallarıyla Alplerin kıyısında insanı dinginleştiren o huzurlu kasaba.
Bask Ülkesi ve Okyanus Ruhu (Fransız Baskı)

- Biarritz: Okyanus dalgalarının vurduğu, aristokratik havasıyla hem sörfçülerin hem de şıklık arayanların gözdesi.
- Bayonne: Rengarenk ahşap evleri ve çikolata kokan sokaklarıyla otantik bir Bask şehri.
- St. Jean de Luz: Çok meşhur olsa da benim çok sevdiğim bir durak olamadı, özellikle Biarritz ve Bayonne’a kıyasla ama doğru günü seçerseniz günübirlik gidilebilir.