Paris’te iyi kahve bulmak aslında çok zor değil ama konu “iyi bir kafe” bulmaya gelince işler biraz değişebiliyor. Paris kafe kültürü dendiğinde gözümüzde canlanan o geniş, yayılmalık alanlar ne yazık ki üçüncü nesil kahvecilerde pek yok; oturma yerleri neredeyse yok denecek kadar az.
Benim için bir kafedeki en güzel eylem; kahvemi yudumlarken gelen geçeni izlemek, bir şeyler okumak ya da defterimi açıp iki satır yazı yazabilmektir. Paris’in minicik ve sıkışık dükkanlarında bunu yapamamak beni biraz üzse de, şehri köşe bucak gezerek harika (ve bazen de hayal kırıklığı yaratan) noktalar keşfettim.
Les 5 Marches – Café Cantine (Favorim!)

Montmartre bölgesindeki bu kafeyi gezimin ilk günü sosyal medyada paylaşırken “Şimdilik favori mekanım” demiştim. Kim bilebilirdi ki gezinin sonunda da zirvedeki yerini koruyacağını! İşte burası benim tam anlamıyla kafe anlayışıma uyan bir yer.

Hem dış hem de iç masaları mevcut. Menüsünde klasik banana bread gibi leziz tatlı seçenekleri var; üstelik porsiyonları oldukça büyük ve doyurucu. Çalışanlarının tatlılığı ve güler yüzü de cabası. Montmartre’a yolunuz düşerse mutlaka uğrayın.
Sevenly Heart

Sosyal medyada o kadar çok karşıma çıkmıştı ki, hani şu “sosyal medya şişirmesi” dedikleri cinsten bir yer çıkacak diye biraz korkarak gittim açıkçası. Gittiğimde beklendiği gibi oldukça kalabalıktı ama neyse ki şansımıza oturacak bir yer bulabildik. Ben eskiyi yaşatan, ruhu olan vintage kafeleri çok sevdiğim için buraya tek kelimeyle bayıldım! İç mekanı aslında oldukça sade ama köşedeki plakçalardan masalardaki eski örtülere kadar o kadar güzel detaylar var ki… Evet, tam anlamıyla “Instagramlık” bir mekan ama Paris’te bu konseptin hakkını sonuna kadar veriyor; çünkü şehirde benzer tarzda pek fazla alternatif yok. Üstelik sadece ortamı değil, kahvesi de gerçekten çok güzeldi. Popülerliğinin hakkını veren, listemin üst sıralarındaki yerini alan bir durak oldu.
Certified Coffee

Saint-Germain-des-Prés’deki gizli ve şık bir pasaj olan Beaupassage’ın içinde yer alıyor. Dışarıda oturabileceğiniz masaları var; yan taraftakiler biraz sıkışık ve dolu olsa da hemen önündeki masalar çok daha keyifli. Ayrıca içeride bilgisayarınızı açıp çalışabileceğiniz ayrı bir masa da düşünülmüş. En önemlisi de kahvesi başarılıydı.
Noir Coffee Shop

Saint-Germain’da üniversitelere yakın konumda yer aldığı için biraz kalabalık ve dinamik bir kitlesi var. Ben buraya iş için ziyaret ettiğim yerde çalışanlardan birinin götürmesiyle gittim. Biz “take away” (al-götür) olarak aldık ama içeride oturup vakit geçirebileceğiniz alanları da mevcut. Paris standartlarında kahvesi oldukça iyi olan mekanlardan biri.
Artivistas

Burası hem bir sanat galerisi, hem tasarım mağazası hem de kafe olarak hizmet veren çok yönlü bir konsept mekan. Musée de la Vie Romantique’e gitmeden önce tesadüfen karşılaştım ve tasarımı hemen ilgimi çekti. İç mekan estetiği gerçekten harika. Buzlu americano istediğimde “Acaba buzumuz var mı?” diye birbirlerine bakmaları beni biraz şüphelendirse de kahvenin tadı fena değildi. Dış masası yok ama ortamı solumak, gelmişken sergiyi ve mağazayı gezmek için civardaysanız gelinir.
Panas Cafe

SpottedbyLocals’daki lokal önerilerinden biri olduğu için o civardayken uğradım. Açık havadaki masaları çok az ve bulunduğu sokak öyle çok turistik ya da özel bir yer değil. Ancak iç mekanı arkaya doğru şaşırtıcı şekilde genişliyor; hatta salıncak ve konforlu koltuk seçenekleri bile var. İçeride laptopunu açmış çalışan pek çok insan vardı. Kahvesi fena olmasa da nedense tam olarak içime sinmeyen, o aradığım sıcaklığı bulamadığım bir yer oldu.
Bake & Blend

Eyfel Kulesi yakınlarında dolaşırken bir kahve molası vermek isterseniz uğrayabileceğiniz bir konumda. Ancak kruvasan rehberimde de bahsettiğim gibi, buranın unlu mamulleri/kruvasanları pek başarılı değil. Yine de vitrindeki kurabiyeleri oldukça lezzetli ve denemeye değer görünüyordu.
Bleu Coffee Shop
Yine koşturmacalı Paris sabahlarımdan birinde, Montparnasse’ta önünden geçerken görüp hızlıca girdiğim bir dükkan. Aslında potansiyeli olan bir yer ama o plastik beyaz sandalyeler yerine biraz daha özenli bir dekorasyon seçilseymiş çok daha hoş bir mekan olabilirmiş. Kahvesi ise ne yazık ki “idare eder” seviyesindeydi.
Café Gaité

Montparnasse’ın en hareketli caddesinde yer alan, dışarıya dönük ikonik masaları ve çiçekli cephesiyle tam bir klasik Paris bistrosu. Renkli ve her daim kalabalık bir mekan. Burada hayatımda içtiğim en pahalı kahvelerden birini içtim. Muhtemelen kahveye değil, sadece o hareketli sokağa bakarak oturma hakkına para ödedim; zira kahvesinin tadı hiç hoş değildi. Kahvaltı için de tercih edilen bir yer ama sadece kahve için gitmek pek mantıklı değil.
Terres de Café

Paris’in dört bir yanında mavi, sarı ve yeşil renkli dükkanlarıyla karşınıza çıkan oldukça popüler bir zincir. Biz ünlü tarihi fırın Stohrer’in biraz aşağısındaki şubesinde oturduk. Maalesef masaları oldukça tozlu ve bakımsızdı. Kahveyi yine yarım koyanlardandı ve üstelik benim damak tadıma hiç uymayan, sevmediğim bir kahve çekirdeği kullanmışlardı. Farklı çekirdek seçenekleri de sunuyorlar tabi ama benim beklentimin altında kaldı.
Café George Paris
Gitmeden önce kafamda çok daha şık, karakteristik bir Paris kafesi algısı vardı. Ancak kapıdan içeri girdiğimde beklediğim o atmosferi bulamadım. Kahvesi de ortamı da fazlasıyla ortalama kaldı.
ICI Coffee
Montparnasse bölgesinde, kafeler açısından oldukça hareketli bir sokak olan Rue de Daguerre’de yer alıyor. Özellikle açık havada oturabileceğiniz masalarıyla dikkatimi çekmişti. Gelgelelim hizmet kalitesi beni biraz üzdü; önüme gelen kahve fincanı çok lekeliydi. Ayrıca Paris’in genel bir sorunu olan “americano sipariş edince bardağın sadece yarısının dolu gelmesi” durumu burada da fazlasıyla belirgindi.
Le Tournesol
Burası aslında akşamları daha çok bar olarak hizmet veren bir işletme. Ancak sabahları da dışarıdaki renkli sandalyelerinde oturan yerlileri görünce biz de bir şans vermek istedik. Dışarıya bakan masalarında oturup Paris sokaklarını izlemek keyifliydi, ancak kahvesi acı, dolayısıya kahve için gidilmemeli.
Bonus: Kendinize mektup gönderebildiğiniz St Martin’de yer alan Cafe Pli’nin bir şubesine de gittik. Boş masa bulunca sevinmiştik ancak rezervasyonla çalışıyormuş. Biz oturduktan 10 dakika sonra bu masa aslında dolu diye asık suratlı bir çalışan geldi. Konsept hoş olabilir ama tavır tatsızdı.
Paris ile ilgili diğer yazılarım için böyle buyrun.