Malaga’da Gezilecek Yerler

Endülüs ve deniz denilince herkesin dilinde bir Malaga güzellemesidir gidiyor. Ben çok beklentiyle yola çıkmasam da umarım beni şaşırtır diyordum ancak dürüst olmam gerekirse; Malaga benim için “ilk görüşte aşk” olmadı. Hatta Sevilla’nın o masalsı dokusundan sonra Malaga bana biraz sıradan bile geldi diyebilirim.

Şehrin kalesi Alcazaba veya tepelerden izlediğim o meşhur manzaralar beni pek büyülemedi, daha iyileri kendi şehrimde var dedirtti aksine. Alcazaba’nın içi de Granada’da Alhambra ile yarışamaz. Ama Malaga’nın hakkını yememem gereken iki büyük artısı vardı ki, şehre olan bakışımı bir nebze olsun yumuşattı: Ücretsiz müzeleri ve o büyüleyici yılbaşı ışıklandırmaları. Dolayısıyla yılbaşı dönemi için hoş bir tercih, ılıman havası da ayrıca o dönemde iyi oluyor.

Tabiki yaz dönemi sahillerini deneyimlemediğim için bu döneme dair bir şey diyemem ama samimi bir gözle Malaga gezilecek yerler, ücretsiz müzelerin keyfi ve şehrin en güzel yanlarını bu yazıda sizlerle paylaşacağım.

Malaga’ya Ulaşım

Malaga’ya doğrudan uçma şansınız da var elbette ancak fiyatları daha yüksek olduğundan ben Sevilla’ya uçup oradan otobüsle geçtim. Sevilla’nın otobüs durağı merkeze oldukça yakın, havalimanı otobüslerinin de son durağı. Buradan Alsa otobüsleriyle yaptığım 2 saat 45 dakikalık yolculukla Malaga otobüs istasyonuna vardım.

Malaga Otobüs Terminalindan Merkeze Ulaşım

Malaga Otobüs Terminali merkeze yürüyüerek yaklaşık 20 dakikalık mesafede. Ben yürümeyi tercih ettim ancak metro ve otobüs seçenekleri de mevcut. Metroyla (L1) Atrazanas durağında indiğinizde tam eski şehrin göbeğine çok yakın bir noktada inmiş oluyorsunuz. A, 4 ya da 19 numaralı otobüslerle de gidebilir ve Paseo del Parque – Plaza de la Marina durağında inebilirsiniz. İkisi de yaklaşık 10 dakika sürüyor.

Malaga içinde ise her turistik nokta birbirine yürüme mesafesinde olduğundan toplu taşıma kullanmanız gerekmiyor.

Malaga’da Görülecek Yerler

Alcazaba

11. yüzyılda inşa edilen bu saray-kale, savunmadan çok yaşam için tasarlanmış. Avlular, kemerli geçitler, su sesleri ve bahçeler… Her şey yavaşlamak üzerine kurulmuş gibi. Duvarların arasından Akdeniz’e bakarken, Alcazaba’nın neden bir kale gibi değil de yerleşilmiş bir ev gibi hissettirdiğini anlıyorsunuz ancak şunu söylemeliyim ki Alhambra’yı gezmiş biri için burası pek de etkileyici hissettirmiyor.

Alcazaba

Alcazaba’nın biletlerini online ya da yerinde alabiliyorsunuz, kredi kartı da geçiyor. Alcazaba + Gibralfaro Kalesi’ni birlikte de alabiliyorsunuz ama bence kaleyi almasanız hiçbir şey kaybetmezsiniz.

Gibralfaro Kalesi

14. yüzyılda savunma amacıyla inşa edilen kale, şehirle limanı aynı anda kontrol edebilecek bir noktada. Tepeye çıkmak oldukça yorucu. Çıkarken Málaga manzaralarına tanık oluyorsunuz, Alcazaba, liman, boğa güreşi arenası ve Akdeniz tek bir manzarada toplanıyor ancak ben manzarasına öyle pek de hayran kalmadığım için maalesef burayı çıkmaya değer bulmadım. Kalenin kendisine de neden para verdiğimizi ayrıca anlamadım. Sur duvarlarında yürümekse Girano’da bedavaya yürümüştüm. İçeride QR kodlardan audioguide’a ulaşıyorsunuz ama websitesinden olduğundan internetinizden yemesi hoş değil. İçeride surlar ve manzaradan başka bir şey de yok.

Bir de kafesi var ancak kahve ve su satılmıyordu.

Roma Tiyatrosu

Roma Tiyatrosu (Teatro Romano de Málaga), Alcazaba’nın hemen altında, şehrin tam kalbinde yer alan bir tarih parçası. O kadar ki günümüzde de konser vs. alanı olarak kullanılabilirmiş aslında dedirtiyor.

MÖ 1. yüzyılda, Roma İmparatoru Augustus döneminde inşa edilmiş. Yani Málaga’nın hikâyesi Endülüs’ten çok daha önce burada başlamış. Taş basamaklar, sahne kalıntıları ve yarım daire formu hâlâ net; fazla hayal kurmanıza gerek kalmıyor.

Malaga Roma Tiyatrosu

Buranın Alcazaba’nın hemen yanı başında olması üst üste binmiş zamanlar hissi yaratıyor insanda. Roma tiyatrosu aşağıda, Alcazaba yukarıda… Aynı noktada iki tamamen farklı dünya. Roma Tiyatrosu büyük değil, hele ki bizdekileri düşününce görkemli hiç değil. Ama Málaga’da durup “bu şehir kaç kez yeniden başlamış” diye düşündüren yerlerden biri.

Roma Tiyatrosu ücretsiz görülüyor ama zaten içine girmeseniz de dışardan her şeyiyile ortada. Sadece içine girerseniz tiyatronun hemen yanında Malaga harflerinin olduğu yerde belki fotoğraf çekilmek isteyebilirsiniz.

Malaga Limanı ve Deniz Feneri

Málaga Limanı ve Deniz Feneri (La Farola), şehrin nefes aldığı yerlerden biri. Merkezden birkaç dakikada denize ulaşıyorsun ve bir anda tempo düşüyor.

Liman bölgesi bugün Muelle Uno adıyla düzenlenmiş; yürüyüş yolu, kafeler ve mağazalar mevcut. Ama asıl karakterini veren şey, 19. yüzyıldan kalma deniz feneri La Farola. İlginçtir, İspanya’daki nadir “dişi” isimli fenerlerden biri. La Farola gösterişli değil, yüksek de sayılmaz. Ama limanın ucunda, sessizce durup şehri izliyor gibi. Gündüz denizin mavisine karışıyor, akşamüstü ise gün batımına eşlik ediyor. Deniz fenerinin dibine kadar yürümek çok da bir etki yaratmıyor bence, yorgunsanız zorlamaya gerek yok.

Bence akşamları mekan ışıklarının denize yansıyan halleri gezmesi daha keyifli oluyor ya da mekanlarında oturması, zaten yolunuz birden fazla kez düşecektir sanıyorum farklı zamanlarına denk getirmek iyi bir tercih olabilir.

Liman şehri olunca ister istemez Nice ya da Marsilya ile karşılaştırma hissi geldi ve açıkça söylemeliyim ki Nice açık ara öne geçiyor; Marsilya ile arada kalsam da sanıyorum Marsilya bir tık önde.

Malaga Katedrali

Málaga Katedrali, şehrin ortasında yükselen ama bir yanı hep eksik kalan bir yapı. Bu yüzden ona “La Manquita” deniyor; yani tek kollu kadın.

16. yüzyılda, eski bir caminin yerine inşa edilmeye başlanmış. Rönesans temelli ama Barok detaylarla ilerleyen uzun bir süreç… Ancak maddi ve siyasi nedenlerle ikinci kulesi hiçbir zaman tamamlanamamış.

Özellikle arkadaki cephesinde portakal ağaçlarının ardında yükseldiği avluyla ayrı bir güzel görüntü veriyor. Bir de bu cephede hemen önünde kilise “Iglesia Capitular de El Sagrario” var, kapısındaki işlemeler oldukça güzel. İçine sadece yılbaşı sebebiyle belirli saatlerde İsa’nın doğşunun canlandırıldığı eseri görmeye girdim. Bu arada gördüğüm en başarılı ve en detaylı İsa’nın doğum hikayelerinden birini yapmışlardı. Girmişken katedrale de sadece göz gezdirebildim, zira diğer tarafları kapamışlardı. İhtişamlı dursa da para verip girmeye değeceğini çok sanmıyorum.

Katedralin karşısında Hospital Santo Tomas Apostol yer alıyor. Buranın da dış cephesi olduça güzel, özellikle Alhambra vb. kalelerde gördüğünü mudejar mimarinin örneklerine benzer kapı pencere yapıları mevcut ve çiniler de oldukça güze. Hastane 16. yüzyılda kurulmuş ve yoksulların tedavi edildiği bir yermiş.

Malaga Belediye Binası

Málaga Belediye Binası (Ayuntamiento de Málaga), liman ile parkın arasında, şehrin daha resmi ama zarif yüzünü gösteren bir yapı.

20. yüzyılın başında inşa edilen bina, neo-barok ve neo-klasik detaylarıyla dikkat çekiyor. Dışarıdan bakınca biraz ağırbaşlı, biraz da “devlet binası” ciddiyetinde. Ama konumu sayesinde sert değil; denizden gelen ışık ve palmiye ağaçlarıyla yumuşuyor. Özellikle en tepedeki heykeller ve içine girdiğinizde gözünüze çarpan detaylar oldukça hoş. Keşke daha detaylı gezebilseydim ama yılbaşı zamanı gittiğim için içinde İsa’nın doğumunu anlatan Christmas süslemeleri vardı “Bethlehem” (İspanyolca’da Belen), herkes onu görüp çıkıyordu, baktım başka gezen yok demekki burada böyle deyip ben de aynı rotayla çıktım.

Mercado de Atarazanas

Öncelikle burası turistik bir pazar değil; şehrin hâlâ alışveriş yaptığı, sesli, renkli ve hareketli bir yer.

19. yüzyılda inşa edilen pazarın en dikkat çekici detayı, girişteki büyük vitray pencere. Liman, deniz ve şehir hayatını anlatan bu vitray, Malaga’yı yansıtanlardan. Aslında pazarın adı bile geçmişe gidiyor; bulunduğu alan bir zamanlar Endülüs döneminde tersane olarak kullanılmış.

Taze balık tezgâhları, meyveler, jamónlar… Şarküteri alışverişi yapacaksanız buyrun ama onun dışında yeme-içme adına bir seçenek ben göremedim.

Malaga’da Görülecek Müzeler

Picasso Müzesi

Müze, tarihi Buenavista Sarayı içinde yer alıyor. Endülüs mimarisiyle modern sanat yan yana duruyor; tıpkı Picasso’nun klasik eğitimle başlayan ama kuralları yıkan sanat anlayışı gibi. Sergilenen eserler sadece ünlü tablolar değil; eskizler, seramikler ve denemeler de var.

Picasso burada doğmuş ama hayatının büyük kısmını başka yerlerde geçirmiş; bu müzeyi de şehrin kendisiyle yüzleşmesi olarak görenler var. Ben Barselona’da Picasso müzesini detaylı gezdiğim için bir daha buradakine girmedim.

Malaga Müzesi

İşte Malaga’da ziyaret etmekten en keyif aldığım yerlerden biri. Üstelik ücretsiz (gerçi EU dışındakilere 1,5 Euro gibi bir şey okudum ama kadın ücretsiz deyip geçirdi beni, belki o güne özeldi bilemiyorum.).

Müzenin 2. katı arkeolojik bulgularla dolu. Arkeolojiye ilgisi olanların daha seveceği bir bölüm, benim çok ilgim olmamasına rağmen hem Malaga tarihini az çok öğrenmek hem de camilerde kullanılan mozaikler gibi bizdekilerden farklı taşları görmek güzeldi. Yine bu bölümde Venüs’le ilgili büyükçe bi mozaik çalışma oldukça hoştu. Müslüman mezarlıkları yakınında bulunan, Hristiyan bir kadının üzerindeki kem göze karşı bileklerinde bizdeki gibi göz detayı veya mavi olmaması bir diğer ilgi çekici noktaydı.

Müzenin 1. katı ise resim severler için. Bu kısımda ilk odada müzenin kuruluşunu da anlatan bir video ile başlıyorsunuz, yaklaşık 6 dakika süren bu videoyu izlemenizi öneririm. Buradaki eserler arasında Venedik manzaraları, köle kız tablosu,kalbin anatomisi, dilenci kadın ve birkaç eser daha benim için öne çıktı. Müzenin avlusu tepesindeki heykellerle oldukça hoş, girişindeki palmiyeler de kesinlikle ayrı bir hava katıyor.

Malaga Çağdaş Sanat Müzesi (MUCAC)

Herkes için ücretsiz bir müze Malaga Çağdaş Sanat Müzesi. Tek kötü yanı asansör çalışmadığından 5 merdiveni de yürüyürek çıkmak oldu. İlk katta yine İsa’nın doğumunu anlatan bir düzenleme vardı, burası ayrıca bir dinlenme alanı. Makinelerden içecek, atıştırmalık alabiliyorsunuz.

Müzenin asıl gezme yeri ise 2. katta başlıyor. 2. katta sağ ve sol kanat olmak üzere ikiye ayrılıyor. Sağ kanatta sürekli koleksiyon olan çoğunluğu İç Savaş sonrası yapılan soyut eserlerden olmak üzere 120’den fazla eser yer alıyordu. Sol kanattaki ve diğer katlardaki çalışmalar ise geçici sergilerdi. Dolayısıyla siz gitmeden websitesinden hangi sergiler var bakabilirsiniz.

Carmen Thyssen Müzesi

Müze, 16. yüzyıldan kalma Palacio de Villalón içinde yer alıyor. Bu müzeyi de gezmedim ama içeride sergilenen koleksiyon, ağırlıklı olarak 19. yüzyıl İspanyol resmine odaklanıyormuş; Endülüs manzaraları, gündelik hayat sahneleri ve ışıkla dolu tabloların ön planda olduğunu okudum.

Centre Pompidou Málaga

Málaga Limanı’ndaki renkli cam küpüyle dikkat çeken Centre Pompidou Málaga, şehrin modern sanatla kurduğu bağın en görünür örneklerinden biri. Paris’teki ünlü Centre Pompidou’nun ilk yurtdışı şubesi olmasıyla biliniyor.

Benim yolum buraya düşmedi ama okuduklarıma göre müze; modern ve çağdaş sanat sergileri, geçici koleksiyonlar ve etkinliklerle Málaga’nın klasik müze rotasına farklı bir denge katıyor. Deniz kenarında yer alması da onu, sanatla denizi aynı anda deneyimlemek isteyenler için cazip bir durak hâline getiriyor. Siz de sergilere bakarak ziyaret edip etmek istemediğinize karar verebilirsiniz.

Malaga’nın Meydan ve Sokakları

Malaga’nın meydanları büyük ve görkemli değil belki ama şehrin yine de en hareketli noktaları.

Plaza de la Constitucion, Malaga’nın kalbi. Eski şehirle modern hayatın birleştiği bu meydan, buluşma noktası gibi. Kafeler, geçip giden insanlar ve sürekli bir hareket hali var; şehir burada durmuyor.

Plaza de la Merced, daha kişisel bir meydan. Picasso’nun doğduğu evin de burada olması, meydana farklı bir ağırlık katıyor. Gençlerin, öğrencilerin ve akşam sohbetlerinin mekanı; daha rahat, daha yerel.

Plaza del Obispo, katedralin hemen önünde. Daha küçük ama çok karakterli. Bir köşede oturup katedrale bakarak kahve içmek için ideal; biraz durmak isteyenler için.

Malaga’nın meydanları bağırmıyor. İnsanları çağırmıyor bile. Ama bir şekilde de bir sürü kez geçmiş oluyorsunuz.

Tabi ki sokakları da aynı şekilde oldukça canlı, özellikle yılbaşı ışıklarının ve alışverişin kalbi olan Marques Larios. Yılbaşı ışık ve süslemelerine dair ayrıca bir yazım olacak.

Malaga’nın Soho Bölgesi için de murallerle dolu hipster modu bir hava yazmışlardı ancak sıçanlarla dolu murali dışında kayda değer bir mural maalesef göremedim; o da konusu itibarıyla çok iç karartıcıydı. Bölge de pek hipster bir bölge havası vermiyor maalesef.

Malaga’da Alışveriş

Malaga’da hem alışveriş yapabileceğiniz merkezdeki caddeleri (Marques Larios , Liborio Garcia, Calle Nueva, Calle San Juan, Calle Sta. Maria gibi) hem de otobüs terminali yakınında bulunan El Corte Ingles ve Larios Centro AVM’siyle birlikte birçok markaya ev sahipli yapıyor.

Malaga’nın Parkları

Botanik Bahçesi

Málaga merkezinin biraz dışında yer alan Jardín Botánico–Histórico La Concepción, şehrin daha yeşil ve sakin yüzünü merak edenler için önerilen duraklardan biri. 19. yüzyılda kurulmuş bu botanik bahçe, tropikal ve subtropikal bitkilerle dolu geniş bir alana yayılıyor.

Okuduklarıma göre yürüyüş yolları, küçük şelaleler, gölgeli patikalar ve tarihi köşklerle dolu. Özellikle sıcak bir Málaga gününde, şehirden kısa bir kaçış hissi verdiği söyleniyor. Merkezden uzak olduğu için benim yolum düşmedi ama doğayla iç içe, daha yavaş bir tempo arayanlar için Málaga’da farklı bir alternatif olarak akılda tutulabilir.

Malaga Parkı

Málaga Parkı (Parque de Málaga), şehrin tam merkezinde, limanla eski şehir arasında uzanan yeşil bir koridor gibi. Görkemli bir park değil ama Málaga’nın sıcak temposunu yumuşatan, gölgeli bir nefes alanı.

Palmiye ağaçları, egzotik bitkiler ve uzun yürüyüş yollarıyla özellikle öğle saatlerinde serinlik arayanların uğradığı bir yer. Ben buradaki seramiklerle döşenmiş orta havuzlara bayıldım. Bir de portakal ağaçlarının kokusu yok mu, tam toplanışına denk geldiğim sırada bu koku iyice yoğunlaştı ve harika oldu.