Paris’te En İyi Restoranlar

Paris’e gidip de o meşhur Fransız mutfağını, sokak lezzetlerini ve ikonik restoranları denemeden dönmek olmazdı. Ancak Paris’te o kadar çok seçenek var ki, hangisinin gerçekten “hakkını verdiğini”, hangisinin ise sadece sosyal medya şişirmesi olduğunu anlamak zaman alıyor.

Sizin için Paris seyahatimde denediğim, kimi zaman parmaklarımı ısırttıran, kimi zamansa hayal kırıklığı yaratan restoran deneyimlerimi en dürüst haliyledir listeledim.

Paris’te Şık ve Gurme Duraklar

Polidor

Buraya lokal bir öneri üzerine gittik. Aynı zamanda Midnight in Paris filminde de geçen, tam bir eski Fransız restoranı havasına sahip, buram buram yaşanmışlık kokan bir yer. Garsonumuz Fransızca dışında dil bilmiyordu bile ama bir şekilde anlaştık.

Burada yediğim Boeuf Bourguignon’un etine ve yanındaki patates püresine tek kelimeyle bayıldım! Semoş da burada ızgara et yedi ve o da çok beğendi.

Les Antiquaires

Les Antiquaires da bir o kadar başarılı bir diğer durak. Polidor ile kıyaslarsam; buradaki Boeuf Bourguignon’un sosunun tatlılığı bir tık daha azdı ve yapısı daha sıvıydı ama tadını daha çok beğendim. Etin pişme oranı da iyiydi. Yani tamamen damak tadınıza kalmış, ikisinde de bu yemek gözü kapalı yenir. Semoş buradaki ızgara eti de çok başarılı buldu.

Les Antiquaires’in garsonları inanılmaz ilgili ve iyi. İç mekanı şık ve vintage bir havaya sahip ancak rezervasyonsuz yer bulmak imkansız gibi. Biz dışarıda oturduk; dışarısı da oldukça şık ama masalar birbirine o kadar yakın ki… Olsun, bu yakınlık sayesinde yan masamızda oturan bir Türk ve İngiliz ile tanışıp kısa bir sohbet ettik.

Tatlı Bonusu: Buranın profiterolünün çok sevildiğini menüde görünce doymuş olmamıza rağmen söyledik. Sıcak bir Paris gününde; içi krema yerine vanilya aromalı dondurma olan profiterolün üzerine dökülen o ılık çikolata sosu o kadar iyi gitti ki, tabağı resmen sildik süpürdük! Ayrıca bir Fransız bistrosundan beklenmeyecek şekilde kahvenin hakkını vermeleri de beni şaşırttı ve mutlu etti.

Mersea (Beaupassage)

Ziyaret ettiğim yerdeki toplantılarımızdan birinde, öğle yemeği için beni buraya götürdüler. Zaten Certified Cafe’den bahsederken Beaupassage’ın ne kadar şık ve asil bir pasaj olduğundan bahsetmiştim; Mersea de bu ortama çok yakışan, deniz ürünleri odaklı harika bir restoran. Biz hazır menü seçeneklerinden aldık. Hem yedikleri Fish and Chips (çıtır balık ve patates) hem de yemeğin üzerine gelen brownie tek kelimeyle çok lezzetliydi. Paris’te canınız kaliteli deniz ürünü çekerse, gözü kapalı güvenerek gelebileceğiniz adreslerden biri kesinlikle burası.

Instagram Yıldızı: Pink Mamma

Farklı şehirlerde farklı isimlerle karşımıza çıkan ünlü Big Mamma restoran grubunun Paris’teki en popüler halkası. Instagram’da her yerde gördüğünüz o yeşilliklerle dolu, cam tavanlı en üst katı görsel olarak inanılmaz hoş. Ancak dürüst olmak gerekirse sıcak bir Paris gününde en üst katın havalandırması oldukça yetersizdi.

Tabakların tasarımı, garsonların enerjik karşılaması ve merdivenlerde fotoğraf çekilecek o sanatsal detaylar çok estetik. Biz daha önce Marsilya’da bu grubun başka bir restoranına gitmiştik, menü içeriği birebir aynıydı. Hatta Semoş’un söylediği makarna Marsilya’dakiyle tamamen aynı lezzette geldi. Ben o sıcakta daha ferah bir şeyler istediğim için Caprese (domates-mozzarella) söyledim ve iyi ki de öyle yapmışım. Yemekleri genel olarak güzel, zaten kalitesini bildiğimiz bir zincir.

Küçük bir not: Yemeğin ardından restoranın en alt katında gizlenmiş olan “No Entry” adlı gizli bara (speakeasy) devam ettik,. Üstünde no entry yazan kapıdan bara açılması hoştu ancak kokteyllerini çok beğenemedim.

Paris’te Ayaküstü ve Fast Food Duraklar

Le Canal (Saint-Martin)

Adından da anlaşılacağı gibi Canal Saint-Martin kıyısında yer alan insanları izlemek için keyifli bir durak. Paris’in bu bölgesinde Pazar günü çoğunlukla çok dolu. Ben de burada caddeye karşı oturup, patates kızartması yiyenlere özenerek kendime bir “french fries” keyfi yaptım. Patatesin porsiyonu oldukça büyüktü, yanında gelen sosu ise çok lezzetliydi. E sonuçta Fransa’dayız, bir zahmet patates kızartması adının hakkını versin!

Masalar burada da birbirine fazla yakındı ama iki yanımda da kendi halinde sohbet eden kadınlar oturduğu için hiç rahatsız olmadım.

Cojean (Saint-Germain)

urası aslında Paris’te iş için ziyaret ettiğim yerdeki bir iş arkadaşımın sürekli gittiği bir mekandı, onun peşine takılıp geldim ve iyi ki de gelmişim! Parisli çalışanların çoğu öğle arasında hızlıca lezzetli bir sandviç veya taze bir salata kapmak için burayı tercih ediyor. Ben gittiğimde güya “çok aç değilim” diyordum ama söyledikleri o sebzeli ve pestolu tostu o kadar çok beğendim ki, ne ara mideye indirdim ben bile anlamadım. Hızlı, taze ve gerçekten çok lezzetli bir alternatif.

Le Ruisseau (Le Marais)

Le Marais bölgesinde gezerken canımın hamburger çekmesi üzerine yüksek puanına güvenerek bulduğum bir hamburgerci. Mekan oldukça küçüktü ve ben gittiğimde bomboştu; sanırım burası daha çok “take-away” (al-götür) odaklı çalışıyor. Yediğim en iyi burger kesinlikle değildi ama kötü de diyemem, fena olmayan ortalama bir burgerdi.

Beklentinin Altında Kalanlar

El Guacamole (Saint-Martin)

Kanal civarında dolaşırken ortamın renkliliğine, canlılığına ve içerideki dinamik kitleye kanıp “Hadi biraz Meksika mutfağı yiyelim” dedik. İçindeki her şeyde kişniş baskısı olmayan bir Meksika restoranı bulduğum için başta çok mutlu olmuştum. Avantajlı menüler de hazırlamışlar ama keşke lezzetleri de bizi mutlu etseydi. Tacolardan sadece tavuklu olanı fena değildi; diğer çeşitlerde maalesef tat tuz yoktu, fazlasıyla yavan kalmıştı.

La Crêperie Bretonne (Montparnasse)

Montparnasse’ta sadece krepçilerin olduğu bir sokak olduğunu biliyor muydunuz? Ben de gelen önerilere istinaden bu sokaktaki La Crêperie Bretonne’u tercih ettim. Burada Provence usulü (sebzeli) bir krep denedim. Üzerindeki sebzeler yemeğin en iyi kısmıydı diyebilirim çünkü krebin kendi pişme tarzını ve içini pek sevemedim. Sanırım krepte macera aramayıp Nutellalı klasiklerden vazgeçmemem gerekiyor.

Paris ile ilgili diğer yazılarım için böyle buyrun.