Barselona’nın karmaşasından kısa bir süreliğine uzaklaşıp, Akdeniz’in o huzurlu ve estetik atmosferine sığınmak isterseniz, Sitges tam size göre. Barselona’dan yaklaşık 40 dakikada ulaştığınız bu sahil kasabası, sadece güneş ve deniz değil, aynı zamanda sanatla iç içe bir deneyim sunuyor. İşte günübirlik Sitges rotam ve notlarım…
Sitges’e Ulaşım
Passeig de Gracia’dan Rodalies trenine binebilirsiniz. Ben giderken biletimi gidiş dönüş aldım. Platform 2’den kalkıyor ancak bu platformdan başka trenler de kalktığı için Sant Vicenç de Calders olanın tabelada yazdığına dikkat edin. Tren benim gittiğim zamanda (Mayıs sonu) yarım saatte 1 hareket ediyordu ve mallesef Google Maps’teki saatleri doğru değildi.
Trenin soluna oturursanız yaklaşınca biraz deniz görerek gidiyorsunuz. Yaklaşık 40 dk sürüyor. Dönüşte de hemen girişteki platformdan Barselona treni kalkıyor.
Sitges’e kendinizin gitmesi rahat ve uygun fiyatlı ama yine de turla gitmek isterseniz Tarragona ile birleştirilen Getyourguide’daki şu tura göz atabilirsiniz.
Şehrin Kalbine İlk Adım: Alışveriş Caddeleri
Sitges’e adım atar atmaz kendimi Carrer de les Parellades ve Carrer Major üzerindeki o şirin butiklerin arasında kaybolurken buldum. Ayrıca Carrer de les Parellades Sitges yazılı hediyelikler ealmak için iki büyük dükkan vardı, fiyatlar ve ürünler aşağı yukarı aynı. Bir de merak edenleriniz varsa Ale-Hop var tabiki, olmazsa olmaz. Kıyafet ve ayakkabı butikleri de hoş, alışveriş yapacaksanız Sitges’e dde bakmayı düşünebilirsiniz. Bu caddelerden aşağı, Plaça Ajuntament’e doğru yürümek butiklere bakayım derken biraz olması gerekenden uzun sürüyor.
Sitges’de Kahve Durağı
Yolda mutlaka uğranması gereken yerlerden biri Mono Cafe. 3. nesil kahve deneyimi sunan bu mekanın ambiyansı çok hoş. Peanut Butter (fıstık ezmeli) kurabiyeyi kasadaki kız tavsiye ediyor ve ben sonunda şekeri dengeli ve lezzetli bir kurabiye yiyebiliyorum. Kahve de oldukça iyi.
Sitges’de Turistik Noktalar
Calle Major’dan aşağı inince sizi karşılayan Plaça Ajuntament, ortasındaki palmiye ağacı ve o zarif heykeliyle insana “İyi ki gelmişim” dedirtiyor. Mural Poema Josep Carner’in seramik detaylarına mutlaka göz atın. Şiirin anlamını bilmeseniz bile, üzerindeki seramik işçiliği gerçekten çok etkileyici.
Church of St Bartholomew & St Thecla
Kasabanın simgesi olan bu kilise, deniz manzarasıyla birleştiğinde büyüleyici bir tablo sunuyor. Ben oradayken bir düğün olduğu için içine giremedim ama Correló de la Rectorìa kısmındaki sokak sanatçısının müziği ve deniz manzarası, o anı daha da unutulmaz kıldı.
Museu del Cau Ferrat
Museu del Cau Ferrat en çok önerilen yerlerdendi. Sitges’in modernizm akımındaki rolünü başlatan ressam Santiago Rusiñol’un eski evi ve atölyesi olan bu yer beni ne ilgilendirir ki oldum ilk bakışta. Fotoğraflara bakınca bir evden çok daha fazlası olduğunu zaten hissediyorsunuz, içine girince de bu doğrulanıyor. Bu arada Museu del Cau Ferrat ve Museu de Maricel kombine bilet olarak satılıyor, zaten hiç çıkmadan diğerine geçiyorsunuz.
Evin içine girdiğinizde kendinizi bir zaman kapsülünün içinde, o dönemin bohem atmosferini solurken buluyorsunuz. Seramik işçiliklerinden cam objelere, ünlü ressamların duvarlarki eserlerine, porselen tabaklara kadar Rusiñol’un kendi koleksiyonuna kadar her detay, “Sanatçı bir evde nasıl yaşar?” sorusunun en estetik cevabı gibi. Kendimi Sevilla’da bir sarayı geziyormuş gibi hissettim, tek fark mavi ağırlıkta olmasıydı. Bir de bazı odaların da müzede tablo bakmaya gelmişim gibi hissettirmesi.. Üst katta ise daha çok dini temalı öğeler var ama yine de mutlaka gezin, dolaplardaki ahşap işçiliklerine bayıldım.
Museu de Maricel
Maricel ise çarpıcı mimarisiyle dikkat çekiyor. Orta Çağ, Rönesans ve modern dönem sanat eserlerini barındıran bu yapı, iç mekanındaki detaylarla ziyaretçisini büyülüyor. Akdeniz’e açılan o meşhur pencerelerinden baktığınızda, müze binasının kendisinin de bir sanat eseri olduğunu fark ediyorsunuz. Bir odasında da tüm duvarların boyalı olduğu sanat eserleri var.
Sitges’in geçmişine dair olan tablolar özellikle ilgi çekici. Rusiñol tarafından yapılan Ramon Casas’ın bisikletli tablosu, Lola Anglada’nın Kız Çocuğu tablosu özellikle ilgimi çekenlerden. Ramon Casas ve Rusiñol’un farklı eserleri de mevcut.
Carrer de Bosc’a da şöyle bir girebilirsiniz. Özellikle Charlie Chaplin detaylı mavi kapıyı ve leylekli muralı fotoğraflamayı unutmayın.
Sahil boyunca yürümeye devam ederek Parc Ribera’daki Monument Ramon Casas i Santiago Rusiñol heykelini görün. Çevresindeki evlerin mimarisi de hoş.
Sitges Plajları
Sitges plajlarının 3 km uzunluğunda olduğunu biliyor muydunuz? Ben de turizm ofisine uğrayana kadar bilmiyordum. Merkezde iki ana plaj var: Platja San Sebastian ve Platja de la Fragata (hemen devamı da Platja de la Ribera).

Ben öncelikle Platja San Sebastian tarafına geçiyorum, küçük ama yeterli bir sahil ve oldukça güzel. Hatta burayı görünce neden bikinim yanımda değil diye hayıflanmadım değil. Barselona merkezdense yüzme molalarını buralarda vermek çok daha keyifli olacaktır. Bu plaj biraz Bodrum Bitez gibi, bir süre gitseniz de derinleşmiyor hatta ben de dizlerime kadar giriyorum. Ayrıca dalgasız ve kum bir plaj. Yani çocuklar için de oldukça uygun.
Platja de la Fragata tarafı da kilisenin ordaki merdivenlerden aşağı indiğinizde karşınıza çıkan. Burası Ribera ile birleştiği için daha uzun gibi geliyor. Bu tarafta denizin yakınına gidip bakmadım ama plaj bu tarafta da kumdu. belki biraz daha çaıklık olduğundan arada ufak dalga olabiliyordur.
Sitges’de Deniz Manzaralı Mekanlar
San Sebastian plajı tarafında deniz kenarında manzaralı birçok mekan yan yana dizilmiş durumda. Hemen ilk gördüğünüze oturmayın diyeceğim ama ben de öyle yaptım. Glamour’da aperolle başladım, keyifliydi. Yine de yemeği kesinlikle başka bir durağa bırakmanızı önereceğim. (Hatta sonra gördüğüm kadarıyla içki de Voramar Pub’a bırakılabilirmiş.)
Sitges’te lezzetli ve şık bir Menu del Dia (Günün menüsü) deneyimi arıyorsanız, Restaurant Yamuna doğru adres. Sadece günün menüsü değil, normal menüden teker teker de söyleyebilirsiniz ama günün menüsü daha hesaplı oluyor. Menüde hem başlangıç hem ana yemek hem de tatlı için farklı seçenekler mevcut. Ben otursam mı diye bakarken sabah tren beklerken konuştuğum Arjantinli kadına rastlıyorum. Paellaya benzer bir şey yemiş ana yemek olarak ve tiramisu tercih etmiş, ikisine de bayılmış.
Ben de burrata ile başlıyorum, daha salata böyleyse devamı nasıl olacak. Bayıldım.. Codfish Portekiz’de çok denedim sevemedim ama burada sosu öyle güzel ki balık da tam kıvamında pişmiş yanındakilerle lezzet katlanıyor. Sonunda da dondurma mı tatlı mı derken San Sebastian cheesecake’le bitiriyorum ve lezzet doruklarında doymuş halde ayrılıyorum.
Bu arada çalışanların güler yüzlü olması ve İngilizce iletişimde çok rahat olmaları işinizi kolaylaştırıyor. Üstelik burada Vichy Catalan sodasını da içerek yaşasın bizim sodamıza benzer hafif bir lezzet buldum diye de sevindim.
Barselona çevresinde gezilecek diğer yerler için bu yazıma, 7. kez Barselona’ya giden biri olarak tüm önerilerim içinse buraya buyrun.