
Belçika seyahati planlayan herkesin aklındaki o klasik soruyla başladım: Ghent mi Brugge mü? Benim bu konudaki ‘soru işaretim’, daha önce Ghent’te yaşamış bir arkadaşımın ısrarlı tavsiyeleriyle netleşti ve kazanan Ghent oldu. Hatta sırf Ghent’te gezilecek yerleri keşfetmek için Brüksel’e uçtum ve daha başkenti bile doğru dürüst görmeden doğrudan rotamı buraya çevirdim. Elbette gitmişken Brüksel’in de tadını çıkardım (o, başka bir yazının konusu) ama bu rehberde size neden Ghent’i es geçmemeniz gerektiği ve Ghent gezi rotamda nerelerin olduğunu anlatacağım.
Brüksel’den Ghent’e Trenle Ulaşım
Ghent’e Brüksel Midi istasyonundan trenle geçtim. Biletleri Belçika tren yollarının kendi sitesinden alırsanız o gün içinde istediğiniz saate kullanabiliyorsunuz. İki tren türü var, ikisinin de fiyatı aynı. Biri daha fazla durağa uğradığı için yol uzuyor, saatlerine bakara almanızı öneririm.
Eğer Charleroi havalimanından doğrudan geçmek isterseniz her iki havalimanından da otobüs seçenekleri de var. Çoğunlukla Flibco’nun 1,5 saat arayla otobüsleri var. Yolculuk da ortalama 1,5 saat sürüyor. Brüksel Havalimanı’ndan geçmek isterseniz oldukça sık tren seçeneği mevcut.
Ghent’te Nerede Kalınır?
Ghent’te o kadar merkezi ve güzel bir noktada kaldım ki; İbis St Baafs Gent. Tam meşhur katedralinin olduğu meydanda yer alan otelim odada vakit geçirmek için de keyifli bir noktadaydı. Sabah camı açar açmaz karşımda katedral, öğlen meydanda bir müzisyen ve akşamları ışıklarıyla meydanı süsleyen mekanlar.
Otel de İbis otellerine göre odaları çok da küçük olmayan bir oteldi. Tabi merkezi konumda yer aldığından oldukça yoğun. Doluluk olduğundan erken giriş yapma fırsatım olmadı örneğin. Tren istasyonundan tramvayla ulaşımı da oldukça kolay, sadece kısa bir yürüyüş mesafesi var.
Bununla birlikte Ghent’in kalmayın diyeceğim bir bölgesi yok, zira küçük bir yer ve her yer güvenli duruyor.
Ghent’te Görülecek Yerler
Ghent, kesinlikle yürüyerek keşfedilmesi gereken bir açık hava müzesi gibi. Çoğu turistik nokta birbirine yürüme mesafesinde. Ben Ghent’te bir gece kalıp şehri doya doya yaşamak istedim. Tek günde de gezilebilir, özellikle müze, kale gezmeyecekseniz yeterli olur. Yalnız Ghent ziyaretinizi haftasonuna denk getirirseniz şehrin fazla hareketli ve civardan da turist aldığını unutmayın, zira işaretlediğiniz yerlerde yer bulmakta zorlanabilirsiniz. Ya da bot turu ve kale girişi gibi şeylerde istediğiniz saate yer bulmayabilirsiniz.
Ghent Tekne Turu

Ghent’te yaptığım en iyi aktivite diyebilirim. Farklı tekne tipleriyle birkaç tekne turu acentesi bulunuyor. Ben hemen nehrin Çan kulesi tarafındaki Ghent Watertoerist ile yaptım. Pazar olduğu için etraf kalabalıktı, 1 saat sonrasına bilet alabildim. Tekneyi kullanan tur rehberimiz çok anlaşılır konuşuyordu ve Ghent hakkında lokal öneriler de vererek birçok yeri mizahla karışık tanıttı. Hem Ghent’e dair genel bilgileri öğrendim hem de sudan Ghent’in güzelliğini bu turda deneyimledim.
Mesela bu turda Ghent’in Unesco miras listesine engel olan evi görmüş oldum, altında öpüşülünce ömür boyu ayrılmadığınızın varsayıldığı ağaçları (rehberimiz denemiş ama işe yaramamış), manastırın bir zamanlar nehre dökülen wc’sini, sular kirli olduğu için bir zamanlar su yerine çocukların bile bira içtiğini, bir zamanlar ticari açıdan önemini, Marriot House’da karşı karşıya duran kuğuların ne anlama geldiğini, ve daha fazlasını bu turda öğrendim. Bence bir mutlaka yapılması gereken aktivite listesine girer.
Ghent Çan Kulesi
Çan Kulesi’nin tepesinden şehre bakmam önerilmişti ancak ben kaledeki manzaranın yettiğini hissederek bir de çan kulesine çıkmadım. Ghent’in tam kalbinde yükselen bu çan kulesi, şehrin en ikonik yapılarından biri. 14. yüzyılda yapılmış ve o dönem Ghent’in özgürlüğünü, gücünü simgeleyen bir sembolmüş. Tepesinde duran ünlü Ghent Ejderhası da şehri yüzyıllardır koruyan küçük maskotu gibi. Bir de içerde çalan çarhiyon melodileri varmış; doğru zamana denk gelirseniz tabi.
Gravensteen Kalesi
Ghent’in tam merkezinde, sanki zamanda yolculuk yapmışsınız gibi hissettiren heybetli bir Orta Çağ kalesi Gravensteen. 12. yüzyılda Flandre kontları için yapılmış olan bu kale, özellikle nehirden daha etkileyici. Dışarıdan masalsı bir görüntüsü var ama içeri girince bir anda Orta Çağ atmosferine dalıyorsunuz.

Ben bileti Pazar öğlen gitmeme rağmen ancak akşam son slota alabildim, dolayısıyla online almak daha mantıklı olur girmeyi düşünüyorsanız. Audioguide da fiyata dahil. Bir mizahlı uzun anlatım var bir de daha kısa olan. Ben mizahlı tercih ettim, bence keyifliydi. Kont ve kontesin aşklarına da bu anlatımda yer veriliyor, mizahsa mizah entrikaysa entrika hepsi var.

Bence kalede en çarpıcı bölüm surları, zira surlara çıktığınızda Ghent’in kanallarına ve çatılarına bakan harika bir manzara var. İçeride Orta Çağ zırhları, silahları, işkence ve idam yöntemleri ve dönemden kalma küçük detaylar da bulunuyor. Bazı odalar biraz karanlık ve taş duvarlı olduğu için gerçekten tarihin içinde yürüyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz.
Ghent’te Gece Yürüyüşü

Ghent’e günübirlik gelenlerin ve akşam dönenlerin kaçırdığı en güzel şey bence bu. Ghent’te ışıklar yanınca ve günübirlikçiler gidince yapılan keyifli bir yürüyüş. Işıklarla nehir kenarındaki evler adeta daha da masalsı ve romantik bir manzara sunuyor. Sakinliğin de etkisiyle şehrin tadını tam anlamıyla çıkarıyorsunuz ancak birçok yer de maalesef kapanmış oluyor. Vrijdagmarkt yine ışıklarla güzel gözüken ve nispeten barları daha hareketli olan bir noktası.

Reep ve Portus Ganda
Yine günübirlikçilerin kaçırdığı bir başka şeyse Ghent’te sabah yürüyüşü. Özellikle iş günü etrafınızda hayat akıp giderken turistlerin de çok az olmasıyla şehrin tadını çıkarmak için mükemmel. Reep de sabah yürüyüşü için ideal bir kanal. Sabah suya yansıyan yapılar harika görüntüler oluşturuyor.
Reep’deki kanalın sonu da limana çıkıyor ama liman bana sabah saatlerinde pek etkileyici gelmedi açıkçası.
Wintercircus

Ghent’te yeni açılan ve turistler tarafından pek bilinmese de lokallerin yeni gözdesi olan bir yer Wintercircus. Bana da zaten Spottedbylocals spotterlarından bir lokal önerdi. Aslında burası bir zamanlar sirk binası olarak inşa edilmiş, sonra 20. yüzyılda Mahy ailesinin ünlü otomobil galerisine ve devasa bir garaja dönüşmüş. İçeri girince hem eski sirk alanını hem araba tamir bölümlerini hem de yuvarlak sahne yapısını anımsatan bölümleri görmek mümkün.
Şimdi ise Wintercircus yıllar süren restorasyonun ardından yaratıcı endüstrilere, etkinliklere, konserlere ve teknoloji girişimlerine ev sahipliği yapan modern bir kültür merkezine dönüştürülmüş. Binanın kendisi çok karakterli: beton merdivenler, eski araba rampaları, yüksek tavanlar ve tamamen korunmuş endüstriyel detaylar sayesinde hem eski hem modern bir havası var. İnsanın “burada neler neler yaşanmış” diye düşünmeden edemeyeceği türden bir yapı.
Mimariyi, alternatif kültürü ve dönüşüm hikâyelerini seviyorsanız görmenizi tavsiye ederim. Ben gittiğimde göçmen hikayelerine dair bir sergi de vardı. Ayrıca içinde fırın ve kafeler de mevcut, çalışmak için de ideal.
Aziz Bavon Katedrali
Meydanın en heybetli yapılarından biri olan Aziz Bavon Katedrali, dış mimarisiyle gerçekten dikkat çekici bir duruşa sahip. Meydana yolunuz zaten düşeceği için dışarıdan uzun uzun inceleme şansınız olacak. İçerisine de bir göz atmak isterseniz girişin ücretsiz olması büyük bir avantaj; yani girip şöyle bir bakmaktan zarar gelmez ancak dürüst olmam gerekirse, eğer daha önce Avrupa’da çok görkemli katedraller gezdiyseniz, buranın iç mekanı sizi çok fazla ‘büyülemeyebilir’.
Yine de katedralin içinde dünyaca ünlü Ghent Altarpiece (Mistik Kuzuya Tapınma) tablosu bulunuyor; sanat tarihine ilginiz varsa görmek isteyebilirsiniz. Ama genel atmosfer için ‘olmazsa olmaz’ mı derseniz, bence ücretsiz olmasının hatırına girip çıkmanız yeterli.
STAM-Ghent Şehir Müzesi
TAM, Ghent’in geçmişini, bugününü ve geleceğini bir araya getiren modern bir müze. İçeri girer girmez dev bir şehrin havadan görünümü olan devasa interaktif haritayla karşılaşıyorsunuz. Harita üzerinde ayaklarınıza galoş gibi bir şey geçirerek yürüyebiliyor, dokunarak bilgi alabiliyor ve şehrin nasıl büyüdüğünü görüyorsunuz. Müze, Ghent’in Orta Çağ’dan bugüne uzanan hikâyesini çok sade ve anlaşılır bir şekilde anlatıyor; sıkıcı tarih metinleri yerine kısa videolar, maketler, eski fotoğraflar ve interaktif ekranlar kullanıyor. Tarih seviyorsanız seversiniz ama bana tekne turunda anlatılanlar da yetmişti sanki. Bir odada Türkçe kasetler görmek en etkileyici bölümdü sanırım ancak o odadaki interaktif ekranlar bozuk olduğundan bir bağlama oturtmak mümkün olmadı.

Müzenin ayrıca küçük bir bahçesi, kafesi ve huzurlu bir atmosferi var.
Ben gittiğimde SMAK-Modern Sanat Müzesi’ne denk getiremedim maalesef. Bir de müzeler için aslında tüm müzeleri gezmenizi sağlayan kale ve Çan Kulesi de dahil 48 saatlik biletler var, bunlara bakmadan gittiğime ben üzülmüştüm, siz benim yaptığım hataya düşmeyin.
Ghent Sokakları

Ghent’in sokakları insana ilk adımda “burada hayat biraz daha yavaş akıyor” hissi veriyor. Orta Çağ’dan kalma daracık taş yollar, kanalların kenarına dizilmiş pastel tonlardaki evler ve her köşesinden tarih fışkıran küçük meydanlar… Şehir yürürken sürekli sürpriz yapıyor. Bir anda kendinizi minik bir köprüde fotoğraf çekerken, bir sonraki dönüşte ise sakin bir kafeye oturmuş kahvenizi yudumlarken buluyorsunuz.
Ghent’in en güzel yanı, hem canlı hem huzurlu olabilmesi. Akşamüstü ışıkları sokaklara düşünce şehir ayrı bir güzelleşiyor; kanala vuran yansımalarla birlikte görünce insanın içi ısınıyor. Kısacası Ghent sokaklarında kaybolmak en güzel plan.
Ghent Graffiti Sokağı

Ghent’in bu meşhur grafiti sokağı için beklentiyi biraz düşük tutmakta fayda var. Eğer daha önce Berlin veya Londra gibi şehirlerde gerçek duvar sanatları gördüyseniz, burası sizi biraz hayal kırıklığına uğratabilir. Daracık bir sokak ve gerçekten etkileyici çalışma sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Yolunuzun üzerindeyse şöyle bir bakıp geçebilirsiniz ama ‘mutlaka görmeliyim’ diyerek rotanızı değiştireceğiniz bir nokta değil.
Brüksel ile ilgili yazılarım içinse buraya tıklayabilirsiniz.